TÜRKİYE MADEN MEVZUATINA BAKIŞ
Madencilik, İş-İnşaat Makineleri ve Ekipmanları Fuarı’nın (MIS 2024) Başkanlığını Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Gürsel Erul’un yaptığı TÜRKİYE MADEN MEVZUATINA BAKIŞ konulu oturumunda ilk sunum CLA Partners Hukuk Bürosu Kurucusu Çiğdem Dilek tarafından gerçekleştirildi.

Dilek, maden hukukunda, “maden ruhsat sahasının bölünemeyeceği veya paylara ayrılamayacağı” belirten Maden Yasası’nın 5. Maddesinin istisnasını teşkil eden rödövans sözleşmelerine değindi. Rödövans sözleşmelerinde maden hukukuna ilişkin konularda idareye karşı ruhsat sahibinin sorumlu olduğunu ancak işçi hakları konusunda işçiye karşı sorumlulukta ruhsat sahibinin işe ne kadar dahil olduğunun araştırılması gerektiğine vurgu yapan Dilek ayrıca Rödövans sözleşmelerinin hasılat kirası hükümlerine tabi olduğunu ve şekil şartı olmadığını bunun bir eksiklik olduğunu belirtti.
Dilek, sahaların çakışması halinde MAPEG’in bu konuda karar vermeye yetkili olduğuna da değindi.
Orman Kanunu 16. Maddenin Uygulanması Hakkında Yönetmelik ile ilgili olarak ise “Stratejik önemi olmayan kalker, mermer gibi madencilik faaliyetleri için verimli orman alanlarında izin verilmesine kısıtlama getirildiğini söyleyen Dilek, I ve II. Grup madenler için verimli orman alanlarında izin verilmesinin engellendiğini, verimli orman alanlarının tanımının yapıldığını, önceden doğrudan izin verilebilen bu alanlar, yeni düzenlemeyle madenciliğe kısıtlanabilecek alanlar arasına dahil edildiğini, madencilik faaliyetleri için zorunlu olan elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak amacıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız enerji üretim tesislerine izin verilebileceğini ve ruhsat alanı içinde şantiye, maden stok alanı veya maden atığı döküm alanı gibi tesisler için uygun alan bulunamazsa, bu tesislerin MAPEG’in onayı ile ruhsat alanı dışında kurulmasına olanak tanındığını kaydederek sunumunu sonlandırdı.

ODS Consulting Group İş Geliştirme Anadolu Bölge Yöneticisi Mustafa Kaleli, Kosgeb’de sanayi ve döngüsel ekonomi kapsamında enerji verimliliği, su verimliliği, sürdürülebilirlik ve iklime dayalı geri dönüşümlerle birlikte maden yatırımlarında makine alımlarında destekler olduğunu belirtti. Bunların proje bazlı destekler olduğunu ve bunlardan faydalanılabileceğini ve bir diğer desteğin ise küresel proje adı altında bir proje olduğunu belirtti. Kaleli, Ticaret Bakanlığı tarafından verilen desteğin, çıkan madenin globalde bir firmaya satılabilmesine yönelik bir süreç geliştirilirse makine tarafında bir destek alımı sağlandığını ve güzel bir destek olduğu için bunu da paylaşmak istediğini kaydetti.

Çayeli Bakır İşletmeleri Kurumsal İlişkiler Müdürü Melik Zafer Yıldız, bir kanunun oluşması için ya da bir yönetmeliğin oluşması için ne tür gereklilikler var buradan bakmak gerekiyor, ya bir toplumda ihtiyaç olması lazım ya da toplumsal düzenin devamı için belli kurumların uyum içerisinde çalışması gerekiyor modern toplumlarda, diye belirtti.
Yıldız şu değerlendirmeleri yaptı: Madencilik açısından baktığınızda Türkiye’deki hali hazırdaki kanun ve yönetmeliklerin ve mevzuat’ın kaçta kaçı madencilik firmaları ile ilişkili? Bir maden işletmesi ticari kanunlara tabi, bir sürü çevresel kanunlara tabi, madencilik kanunu var, bir sürü kanun ile ilişkili olmak zorunda işini yapabilmesi için ve normal bir işletmeden farklı olarak 8 ayrı vergi türüne daha tabi. Kanun yapıcıları belirli yönlendirmeler yapıyorlar, kanunların belirlenme sürecinde etki eden faktörler var bizim maden mevzuatımıza baktığımızda mevzuatta olmayan kısımları sosyal ruhsat da diyebileceğimiz sosyal lisans alanlarında toplayabiliriz, sosyal lisans kanunları maden ruhsatı içerisinde görmediğimiz zaman Türkiye’de ya da dünya üzerinde herhangi bir yerde iş yapmamız mümkün değil ,yani madencilik tarihi açılamayan bir sürü maden projesi ile dolu; her türlü mevzuata uygun iş yapmalarına rağmen madeni açamayan maden yatırımları söz konusu.
Yıldız, bunun dışında maden faaliyetleri kırsal alanlarda gerçekleşiyor orada yaşayan halkla da doğrudan ilişki kurma zorunluluğu doğuyor ama bizim mevzuatımızda bu ilişkinin nasıl kurulacağı konusu yok, Dolayısıyla katılımcı süreçler yaşanmıyor sadece mevzuat gereği küçük bir temas sağlanıyor devamında da sorunlar genelde kamu bürokrasisi üzerinden yönetilmeye çalışılıyor. ÇED de de uygulama eksiklikleri var ÇED raporlarının hazırlanması ve uygulanması süreçlerinde yaşanan eksiklikler, çevresel sürdürülebilirlik açısından riskler doğurabilmektedir dedi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Ali D. Ulusoy, Sosyal Lisans konusu gerçekten Madencilik alanında çok önemli bir konu, uluslararası ticaret hukukunda da artık çok önemsenen bir konu oldu, yurtdışından kredi temin etmeniz gereken büyük bir projede işin sosyal lisans boyutunu ihmal ettiyseniz artık dışlanıyorsunuz ve kredi alma şansınız kalmıyor dolayısıyla çok önemli bir konu, 2022’de ÇED yönetmeliğine bununla ilgili bazı hükümler konuldu ancak bununla ilgili Türkiye’de bir uzmanlık henüz yok ifadelerini kullandı.
Madencilik faaliyetlerinin son yıllarda Türkiye’de çok fazla hukuksal ihtilaf çıkan konulardan biri olduğunu söyleyen Ulusoy, bu ihtilafların büyük çoğunluğunun madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli idari izin ve ruhsatların veriliş veya uzatılma süreçlerindeki sorunlar ve bu süreçlerdeki idari makamların takdir yetkileri hususlarında çıktığını kaydetti.
Maden ruhsat ve izinleri konularında mevzuatta oldukça ayrıntılı ve somut düzenlemeler bulunduğu için, yasal kuralların yerine getirilmesi halinde idarenin bu konulardaki takdir yetkisi geniş değil dar ve sınırlıdır diyen Ulusoy şu değerlendirmeleri yaptı:
“Gerekli ÇED projelerinde gerek orman izinlerinde gerek diğer idari izinlerde genellikle davalar açılıyor çevrede yaşayanlar, bilir kişilere gidiliyor ve genellikle akademik anlamda uzmanları daha objektif, kanun ne diyor düzenleme ne diyor bunlarla bağlı bir denetim yapması gerekirken kendi dünya görüşlerini işin içine katarak olumsuz raporlar verilebildiğini görüyoruz, çevre ile ilgili teknik bir sorun varsa tabii ki böyle bir izin verilmemesi lazım ama kanuna baktığımızda şunu derse orman idaresi, ben orman alanında Madenciliğe hiçbir şekilde izin vermiyorum, o zaman hukuka aykırı olur çünkü maden kanununa baktığımızda 7 maddede çok açıkça diyor ki gerekli izinleri almak kaydıyla orman alanlarında madencilik faaliyeti yapılabilir diyor, dolayısıyla ben hiçbir şekilde ormanlık alanda madenciliğe izin vermem diyen bir bilirkişi kanunu aykırı davranmış olur objektif bir değerlendirme olmaz, kanun koyucu o tercihte bulunmuş çünkü”, diye sözlerini sonlandırdı.

Aynı oturumda, Tüprag Maden Hakları ve Ham Maddeler Grup Müdürü Onur Raşit Ünaldı, Madencilik, İş-İnşaat Makineleri ve Ekipmanları Fuarı ve Kongresi’nde gerçekleştirdiği sunumda, Türk maden mevzuatına altın sektörü perspektifinden bir bakış sundu. Ünaldı, sunumunda Türkiye’nin altın potansiyelini ve mevzuat değişikliklerini ele alarak, sektörün sürdürülebilirliği için önemli düzenlemelere dikkat çekti.
Altını seven ve altın ithal eden bir toplumuz, Türkiye’nin altın ithalatı son yıllarda 200 tonun altına düşmüyor geçtiğimiz yıl 300 ton altın ithalatımız var, bu üretim bu ithalatta yeterli mi değil; madenciliğinin önemini atfetmek için söylüyorum cari açığımızdaki en önemli konulardan biri altın ithalatı, Cari açığımızın son iki yıldır %40’ını altın ithalatı oluşturuyor; Mehmet Şimşek konuşmasında bu cari açığı kapatacak en önemli iki maddeden bahsederken vurguladığı konu birisi para politikalarında sıkılaşma ikincisi ise altın ithalatına denge getirmek dedi, diyen Ünaldı, kamu bürokrasisinin diğer ayaklarıyla da koordinasyon kurmamız lazım altın üretiminin ve maden üretiminin ekonomide ne kadar önemli olduğunu bize nasıl katkılar sağlayacağını mutlaka vurgulamamız lazım ifadelerini kullandı.

